Gazâlî’nin, İhyâ’sının ikinci kitabı Akaid’i Kudüs’te yazdıktan sonra el-Halîl’e geçtiğini söylemiştik.
Emeviler’den itibaren devletin başşehri olma sıfatıyla Mekke, Medine ve Basra’dan sonraki en kıymetli ilim merkezi haline de gelen Şam’da çok sayıda âlim yetiştiği üzere, Sünnî tarikatların kurumlaşmasını sağlayan büyük evliyalardan kimileri da buradan çıkmıştır.
Bu bağlamda Gazâlî’nin uzlete Şam’da çekilmesi, birinci ceddin yani Hz. Adem’in ve mezarları ya da makamları burada bulunan başka peygamberlerin maneviyatından hisse alarak; Peygamber Aleyhisselam’ın burada bıraktığı işaretlerden ışık devşirerek; sahabenin ve doğalın nezahatinden beslenerek; âlimlerin ilmine dokunarak; evliyanın hâliyle hâllenerek… kendi nefis tezkiyesini kolaylaştırma ve gerçekleştirme isteğine yorulmalıdır.
Öte yandan Hz. Musa (a.s.), Hz. Davud (a.s.), Hz. Süleyman (a.s.) vd. peygamberlerin tasavvuf ilmi üzerindeki derin tesirlerini, onların yaşadıkları mekândan/makamdan şahsen öğrenmek ve kendi sûfîliğini eslafınkine bitiştirmek de tekrar Kudüs’le mukayyet olmalıdır.
O halde bu süreç tahtında ahlakta ve nefis tezkiyesinde kemal bakımından müminler alimlerin, alimler evliyaların, evliyalar olağanın, tabiin sahabenin, sahabeler ise Peygamberimiz Aleyhisselam’ın ışıklı eşiğidir.
Bu sebeple Gazâlî’nin uzletindeki menziller rast gele değil som bir Muhammedî şuurla seçilmişlerdir.

